Şimdi yükleniyor

Madde

Madde

Madde; mutlak hareketsizlik ve şekilsizlik mahiyetli cevherine ‘aslî madde’ denilen; bütün tesirlere zemin oluşturan; bu tesirlere çeşitli oranlarda tepki gösteren ve bu sayede, ‘tekâmül’ ihtiyacındaki ‘ruh’un bu ihtiyacına cevap veren; mevcudiyet gayesi ruha hizmet etmek olup, bu hizmetini ‘inkişaf’ imkânlarının ruh tarafından kullanılmasıyla, türlü şekil ve hâllere girerek sunan; böylece kendisine gelen ‘tesirler’le hal, şekil ve durumlar alan; kâinatın temelini oluşturan unsurdur. (25, 7, 16, 62) Kısaca insanlarca “madde” denilen şey; amorf ya da aslî maddenin tesirler altında kalarak ilk harekete geçtiği andan itibaren almış olduğu çeşitli şekil ve durumlardaki hâlleridir. (15, 8, 260)

Maddenin mutlak hareketsizlik hâli: Aslî madde

Amorf madde veya aslî madde herhangi bir maddenin her türlü tesirden uzak (azade) ve dolayısıyla bütün hâl ve şekillerinden uzak, hiçbir şekle sahip olmayan hâlidir. (7) İnsan idraki ve tasavvuru dışında kalan böyle bir maddede, yani amorf maddede; hiçbir hareket eseri yoktur. (7) O, maddenin mutlak ve tam bir hareketsizlik hâlidir. (7) Maddelerde görünen bütün özellik ve nitelikler ancak onlardaki hareketlerin tezahürlerinden ibaret olduğuna göre, “mutlak hareketsizlik hâli” anlamına gelen amorf maddenin ne şekli, ne özelliği, ne de nitelikleri sözkonusu olamaz. (7)

Bu durumdaki bir hâlin idrak edilmesi mümkün olamayacağından, amorf madde mevcut olmakla beraber, insanlar için “yok” gibidir. (7)

Amorf veya aslî madde, “mutlak hareketsizlik” mahiyetinden dolayı, kendi kendine hiçbir hareket, hiçbir kıpırdanış yapamayacağı için, dışarıdan tesir gelmeden, kendiliğinden harekete geçmesi ve maddedeki ‘hareket’lerin birer sonucu olan şekil, hâl ve tezahürleri göstermesi imkânsızdır. (7) Ruh ise, kâinatımızın cevherinin ana niteliği olan atalet ve hareketsizlik hâlinin tam zıddını ifade eden bir mahiyet taşır. (16)

Maddedeki meknuz imkânların gerçekleşmesi

Âtıl ve hareketsiz olduğu hâlde, yani âlemimizin hareketlerinden yoksun bulunduğu hâlde aslî maddenin sonradan sayısız hareketle şekiller alarak birtakım inkişaf safhaları geçirmesi ve özellikleri bir örnekle şöyle açıklanabilir: (13)

Bir masanın üzerinde hareketsiz olarak duran bir kalem, “bünye”sinde sayısız ‘hareket kompleksleri’ni taşımakla beraber, odadaki kaba maddelere ve görüş ölçülerimize oranla herhangi bir hareketten yoksun bulunmakta, yani kımıldamamaktadır. (13-14) Fakat bu kalemi parmağımızla biraz itersek, yerinden oynar ve ileriye doğru kayar, yani hareket eder. (14) Bu gözlem, dışarı dan gelen bir tesirle maddenin nasıl harekete geçmekte olduğunu gösterir. (14) Eğer burada “tesir” makamında (konumunda) bulunan parmağımız kalemi itmeseydi o, bu hareketi kendi kendine yapmayacaktı. (14) Aslî maddenin birinci özelliği budur. (14) Fakat parmağımızla kalemi ittiğimiz zaman onun buna derhal cevap verdiğini, yani bir aksiyona karşı hemen reaksiyon gösterdiğini de gözlemleriz. (14) Burada onun, parmağımıza karşı bir mukavemeti (direnci) mevcut olmasaydı, hareket etmesi de mümkün olamazdı. (14) O zaman parmağımız, mesela duman içinde yürüyen bir cisim gibi geçip giderdi. (14) O hâlde kalemde, kendisi hareketsiz olmakla birlikte, dışarıdan gelen herhangi bir harekete derhal cevap vermek imkânı da mevcuttur ki, bu da onun ikinci özelliğini oluşturur. (14)

İşte kendi kendine harekete geçme kudreti olmayan, daha doğrusu kendisinde hareket bulunmayan atalet hâlindeki aslî madde de; dışarıdan gelen herhangi bir tesire cevap verip o tesir yönünde hareket etmek imkânına sahiptir. (14) Her ‘hareket’ de “kendisine mukavemet yüzeyi oluşturabilecek, yani kendisi ile sempatize olabilecek diğer maddelere karşı bir tesir” anlamına geldiğine göre, bu bilgi şu formülle ifadelendirilebilir: Kendisi hareketsiz, şekilsiz ve tesirsiz olan ve kendi kendine hareket etmekten âciz bulunan aslî madde; dışarıdan kendisine gelen her tesire karşı, o tesirin şekli, yönü, derecesi ve şiddetiyle oranlı olarak harekete geçme ve etrafındakilere tesir etme kabiliyetine sahiptir. (14) Yani maddede kendiliğinden enerji çıkarmak kudreti olmamakla birlikte, dıştan gelen tesirle hareket etme ve enerji tezahürü gösterme imkânları mevcuttur. (14)

Dışarıdan gelen bir tesirle aslî maddede meydana getirilen “reaksiyon”, yani o “tesirin karşılığı olan hareket”, o tesir kesildikten sonra devam etmez. (14) Bu, yine üstteki kalem örneğiyle daha iyi açıklanabilir: Hareketsiz duran kaleme parmağımızı yavaşça dokunduralım, çok hafif bir basınçla onu itmeye başlayalım! (14) Elimizi durdurduğumuz zaman onun da hemen durduğunu, tekrar eski hareketsiz hâline döndüğünü görürüz. (14) Şu hâlde bu kalem, ancak parmağımızın tesiri sürdüğü sürece hareket hâlini korumakta, bu tesir ortadan kalktığı anda da hareket imkânını kaybetmektedir. (15) Parmağımızla ona güçlüce bir fiske vurduğumuz takdirde de, kalem ancak bu fiske tesiri sürdüğü sürece hareket eder, tesirin şiddeti kaybolunca yine durur. (15)

işte, aslî maddenin (aslî maddenin mahiyetinin) üstte belirtilen iki ana özelliği ya da niteliğine bu realite de eklenerek denilebilir ki, kendisi âtıl ve hareketsiz olan aslî madde; ancak dışarı dan aldığı ‘tesirler’le harekete geçebilir (birinci özellik), bu tesirlerin devam etmesi boyunca hareketini muhafaza eder (ikinci özellik) ve tesirler ortadan kalkınca da tekrar aynı hareketsiz, âtıl hâline döner (üçüncü özellik). (15) İşte bu şekilde, insanların dünyada madde diye gördüğü şeyler, aslî maddenin kendisi değil, tesirlerle ilk harekete geçtiği andan itibaren almış olduğu çeşitli şekil ve durumlardaki “hâl”leridir. (15) Yani aslında bu şekil ve hâller; aslî maddede mevcut hareket imkânlarını kullanan dış tesirlerin çeşitli tezahürlerinden ibarettir. (15) Bir başka deyişle, her tesir, “uyuklayan ve kendi kendine uyanması mümkün olmayan, maddedeki hareket kabiliyeti imkânları”ndan birini uyandırmaktadır. (15) İşte maddelerin böyle, türlü tesirler altında, türlü hareketlere geçerek, türlü hâller almasına, “maddelerde meknuz imkânların gerçekleşmesi” denir. (15)

İnsanların madde diye nitelendirdikleri

Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi, insanların madde diye gördüğü, madde diye anladığı, kıymetlendirdiği, nitelendirdiği şeyler; amorf ya da aslî maddenin bizzat kendisi olmayıp, onun dışarıdan gelen tesirlerle ilk harekete geçtiği andan itibaren almış olduğu çeşitli şekil ve durumlardaki hâlleridir. (15, 8, 260) İnsanların madde diye gördükleri, nitelendirdikleri şeyler; dış tesirlerin madde bünyesindeki hareket imkânlarıyla meydana getirdikleri çeşitli hareketlerin tezahürleridir; diğer deyişle bu hareketlerin hidrojen âlemindeki tezahürleri olan cisimler, oluşlar ve realitelerden ibarettir. (15, 8, 260) HareketHareket kompleksleri

Şu hâlde, “en basit madde” demek, ilk hareketlerle amorf maddeden ayrılarak ilk şeklini almış bir madde hâli demektir. (8) Buna karşılık yüksek, kompleks madde demek; sayısız, çeşitli hareket kombinezonları ve tarzlarıyla, karmaşık durum ve şekiller almış madde hâli demektir. (8) Bu şekil ve durumların incelik-kabalık ve basitlik-komplekslik hâllerine göre, çeşitli idrak ve görüşlere hedef olabilen (algılanabilen) kısımları vardır. (8)

Maddenin inkişafı ve ruhun bu inkişafa paralel giden tekâmülü

İnkişaf; kâinattaki maddelerin, bünyelerindeki hareketlerin artması, kombinezonlarının kompleksleşmesi, tesirlere hedef olma sahalarının genişlemesi, değerlerinin artması hâlidir. (37) ‘Tekâmül’ ise ruhların, hizmetlerinde bulunan ‘varlık’lardaki ‘inkişaf’lara paralel durumlarıdır. (37) Şu hâlde “tekâmülün mânâsı”, onun maddeler içindeki ifadesi olan “inkişafların mânâsı” ile paralel olarak yürür. (37) Dolayısıyla tekâmülün seyrini mütalaa etmek (irdelemek), ona vasıta olan varlığın ve bu varlığa vasıta olan maddelerin inkişaf tarzları ve yürüyüşlerini incelemek demektir. (38) Fakat bu iki ilerlemeyi, biri için “inkişaf” ve diğeri için “tekâmül” kelimelerini kullanarak, birbirinden ayırt etmek gerekir; çünkü bunlar ayrı şeylerdir. (37)

Maddenin oluşundaki gaye, onun ruha hizmet etmesidir. (25) Ruha hizmet etme ise maddenin her türlü şekil ve hâller içinde, inkişaf imkânlarının ruh tarafından kullanılmasıyla olur. (25)